31 Temmuz 2012 Salı

Aşık olmak acı çekmektir. Acı çekmemek, için kişi aşık olmamalıdır. Ama, kişi sonra aşık olmamaktan dolayı acı çeker. Bu yüzden, aşık olmak acı çekmek, aşık olmamak acı çekmek, acı çekmek acı çekmektir. Mutlu olmak aşık olmaktır, mutlu olmak o zaman, acı çekmektir, ama acı çekmek kişiyi mutsuz eder, bu yüzden, mutsuz olmak için kişi aşık olmalı, ya da acı çekmeyi sevmeli, ya da çok fazla mutluluktan dolayı acı çekmelidir. Umarım bunu yazıyorsundur..

 Woody Allen / Love and Death 1975

Bazen ne onunla yapabilirsiniz, ne de onsuz.
Ne terkedebilirsiniz, ne de yeniden sevebilirsiniz; sürünür gidersiniz .

 Can Dündar

27 Temmuz 2012 Cuma

first class























Olay 14 Ekim 1998 de kıtalar arası bir uçuş esnasında gerçekleşmiş.

 "Bir kadın,... uçakta zenci bir adamın yanında oturuyordu. Durumdan rahatsızlığını belli edercesine, hostesten başka bir yer bulmasını istedi, zira öylesine antipatik birinin yanında oturamazdı. Hostes, tüm uçağın dolu olduğunu fakat birinci sınıfta yer olup olmadıına bakacağını söyledi. Diğer yolcular şaşkınlık ve tiksintiyle olayı izliyorlardı, bu kadının sadece terbiyesizliğine değil, bir de birinci sınıfta yolculuğu devam edeceğine şahit oluyorlardı. Zavallı adamcağız çok kötü bir durumda olmasına rağmen cevap vermemeyi tercih etti.
Bu yüksek tansiyondaki durumda kadın, birinci sınıfta ve o adamdan uzak uçabileceğinden tatmin olmuş, hostesin dönmesini bekliyordu.

 Birkaç dakika sonra geri gelen hostes, kadına: "Çok özür dilerim geciktim.Birinci sınıfta bir yer buldum Bu yeri bulmak biraz zamanımı aldı, sonra yer değişikliği için pilottan izin almam gerekiyordu. 'Hiç kimse sorun yaratan bir diğerinin yanında oturmak mecburiyetinde tutulamaz' dedi ve bu izni verdi." Diğer yolcular kulaklarına inanamıyorlardı, bu esnada kadın da bir zafer kazanmış gibi yerinden kalkmaya hazırlandı. Aynı anda hostes, oturmakta olan zenciye dönerek: "Beyefendi, sizi uçağın birinci sınıfındaki yeni yerinize götürmem için beni takip eder misiniz lütfen? Seyahat firmamız adına kaptan pilotumuz sizden böyle nahoş bir olay yaratan kimsenin yanında oturmak mecburiyetinde bırakıldığınız için çok özür diliyor." Tüm yolcular hep birlikte, bu olayı iyi bir biçimde sonuçlandıran uçak personelini alkışlayarak tebrik ettiler. O yıl, kaptan pilot ve hostes uçaktaki davranışlarından dolayı ödüllendirildiler. Aşağıdaki mesaj, tüm ofislere personelin görebileceği bir biçimde iletildi:

 "İnsanlar onlara ne söylediğinizi unutabilirler. İnsanlar onlara ne yaptığınızı da unutabilirler ama insanlar, onlara kendilerini nasıl hissettirdiğinizi asla unutmazlar."

25 Temmuz 2012 Çarşamba

asla..

Aşkı bana öğrettiğin için seni asla affetmeyeceğim.

 The Libertine 2004

salyangozlar..

"Salyangoz, yumuşakçalar (Mollusca) şubesinin Orthogastropoda sınıfındaki kabuklu kara hayvanlarının ortak adı.

Salyangozlar, tatlısularda, denizlerde ve bütün çevrede görülebilen hayvanlardır. Nemli yerlerde bulunurlar ve yağışın bol olduğu ve havanın tam soğumadığı sonbahar aylarında sürekli görülürler. Vücutlarında bol miktarda su bulunduğu için çok soğuk havalarda donarlar. Çok sıcak havalarda ise su kaybederek kuruyabilirler. Geçtikleri yerlerde iz bırakmalarını sağlayan parlak renkli sümüksü bir sıvı üretirler. Kabuklarıyla gövdelerinin arasındaki kurumuş sümüksü sıvı, vücutlarındaki nemi kaybetmemelerini sağlar. Kışın toprak altına ya da ağaç kovuklarına girerek etkinliklerini azaltırlar. Yazın çok sıcak olduğunda da benzer şeklide davranırlar. Çoğunlukla otçul olmakla beraber, etçil ya da omnivor olabilirler.Salyangozlar en çok yağmur yağdığında ortaya çıkarlar."

ve benim de her yağmur sonrası ödüm kopar bir salyangoz ezerim diye.. geçtiğim yollarda toplar kenara koyarım onları sonra da inşallah benden başkası geçmez bu yoldan diye düşünürüm...




En sevdiği renk mor olan kadın
En sevdiği kelime 'asi
En sevdiği oyun incitmek beni
Hıncı çocukluktan kalma yara izi

Zamanı, yaralarla ölçen kadın
Geçmişiyle kavgalı
Tanrı'ya sığınan kız çocuğu geceleri
İsyankar gündüzleri

İpleri dolaşmış uçurtmalar misali
Ne beraber uçabildik, boşverip şu dünyayı
Ne gidebildik kendi yolumuza
Rüzgarda savruk, başına buyruk
Senle ben

Kırdığı kalpleri dizmiş ipe
Genede en büyük zararı kendine
Ayak izlerini kuşlar yesin diye
Ekmek kırıntıları bırakır geride

En sevdiği ses, çocuk sesi
Oysa, anne olmayı istememiş
Yıllar var ki kendi
Hiçbir zaman kök salmamış ki
Sırf birgün çekip gidebilmek için

İpleri dolaşmış uçurtmalar misali
Ne beraber uçabildik, boşverip şu dünyayı
Ne gidebildik kendi yolumuza
Rüzgarda savruk, başına buyruk
Senle ben

Genede bulup birbirimizi
Aldatma pahasına sevdiklerimizi
Ağlayarak seviştiğim kadın
İpleri dolaşmış uçurtmalar misali

İpleri dolaşmış uçurtmalar misali
Ne beraber uçabildik, boşverip şu dünyayı
Ne gidebildik kendi yolumuza
Rüzgarda savruk, başına buyruk
Senle ben

Kaç gece göğsünde uyuduğum kadın
Hep tek başıma uyandım,,

24 Temmuz 2012 Salı

"Kendi inşa ettiğimiz hapishanelerde yaşıyoruz - adına ev, aile, akrabalar, töreler diyerek... Sonra bu duvarların arasında boğulup, çıldırıyor, ama yıkılmasın diye de uğruna hayatımızı siper ediyoruz."

 Kumral Ada Mavi Tuna - Buket Uzuner

less is more..

16 Temmuz 2012 Pazartesi


Çok mutsuzum dediğinde seni nasıl mutlu edeceğini bilen dostlar edin...

evlenmek

‎-bu yaz evleniyorum.

 -kiminle?

 -onu bilmiyorum henüz. o kadar da önemli değil zaten kim olduğu. evlilikte önemli olan tek şey; evlenmektir. zamanla sen biraz onlaşırsın, o biraz senleşir. artık iyice aynılaşıp da sıkılmaya başladığınızda biri daha gelir aranıza. onu da kendinize benzetirsiniz. büyüdükçe sizin gibi olur ve yeteri kadar büyüdüğü zaman o da bir başkasıyla aynılaşmaya başlar. aynılık bulaşıcıdır. aynı zamanda tehlikelidir de. çünkü farklı olanı dışlamaya başlarsın. ondan korkarsın. korktuğun için itelersin, ötelersin, dışarıda bırakırsın. kurmuş olduğun düzeni bozacağını düşünürsün. o farklı olan da bir an evvel aynılaşmalı ve duvarlarında “dışarıda dolaşmak tehlikeli ve yasaktır” yazılarının asılı olduğu “toplum” denilen oyun bahçesine girmelidir. bu nedenle evlilikteki asıl mesele; doğru kişi değil, doğru zamandır. anlatamayabildim mi?

-valla ben o düğüne gelip çeyreğimi takar, oturur efendi gibi limonatamı içer giderim hacı. şeyi tam anlamadım, bahçede mi yapacağınız yani düğünü?

Burak Aksak

12 Temmuz 2012 Perşembe


























Fotoğraf: Harry WARNECKE
Yazı: Özgür ATAK

 29 Temmuz 1925, güzel bir yaz günü. New York News için muhabirlik yapan Harry Warnecke’i arayan arkadaşı Centre Street’te yavrularını taşıyan bir kedi yüzünden trafiğin kesildiğini haber verir. Hemen bahsi geçen yere koşan Warnecke kedinin çoktan karşıya geçtiğini görür. Fakat o sırada trafiği durduran polisten, olayın fotoğrafını çekebilmek için kediyi bir kere daha karşıdan karşıya geçirmesine izin vermesini ister. Polisi ikna eden gazeteci bu muhteşem kareyi anca üçüncü denemede yakalayabilmiştir. O yıllarda trafiğin böylesi bir olay için defalarca durdurulmasına kimsenin ses çıkarmaması da polisin böyle bir senaryoya alet olması da ilginç. Fotoğraf New York News’te yayınlandıktan sonra onlarca mektup alır ve bu tarihi kareyi kullanma izni istenir. Polis memuruna ise daha sonra bağlı olduğu birim tarafından bir övgü mektubu gönderilir.



11 Temmuz 2012 Çarşamba

İnsan olmak..

Bir okul müdürü her eğitim öğretim yılı başında öğretmenlere bu mektubu gönderirmiş:
Bir toplama kampından sağ kurtulanlardan biriyim. Gözlerim hiçbir insanın görmemesi gereken şeyleri gördü. İyi eğitilmiş ve yetiştirilmiş mühendislerin inşa ettiği gaz odaları, iyi yetiştirilmiş doktorların zehirlediği çocuklar, işini iyi bilen hemşirelerin vurduğu iğnelerle ölen bebekler, lise ve üniversite mezunlarının vurup yaktığı insanlar. Eğitimden bu nedenle kuşku duyuyorum.

Sizlerden isteğim şudur: Öğrencilerinizin insan olması için çaba harcayın. Çabalarınız bilgili canavarlar ve becerikli psikopatlar üretmesin. Okuma yazma, matematik, çocuklarınızın daha fazla insan olmasına yardımcı olursa ancak o zaman önem taşır...

10 Temmuz 2012 Salı

Mimar Gibi Havalı Olma Rehberi



Mimar değilsiniz ama arkadaş sohbetlerinde, rakı masasında, efendime söyleyeyim, kokteyllerde vs. mimar gibi havalı konuşmak istiyor, gündelik hayatınıza terimler serpiştirmek istiyorsunuz.
Ahşap yerine tahta dediğiniz günler geride kaldı. İşte karşınızda havalı olmayanlar için mimar gibi havalı olma pratikleri. Aşağıdaki maddeleri okuyun ve aklınızda bir yere not edin.

Çeşitli sohbetlerde uygun tumceler içerisinde ortama serpiştirin.
Aydınlatmalarla başlayalım. Bir alan, genelden değil, noktasal ve sarı renklerde aydınlatılıyorsa;
"Mm, bu tip dramatik ambiansa bayılıyorum. Hacimleri çok cozy yapıyor." Şeklinde konuşun.
Cozy yerine "homy" de kullanabilirsiniz.

Bir önceki örnekte olduğu gibi artık "mekan" kelimesi yerine "hacim" kelimesini kullanıyoruz. Bundan böyle "Bu binanın şeklini çok beğendim" denmeyecek.

Doğru havalılık sırası şu şekildedir; Bina < Yapı < Kütle.
Şekil kelimesinin daha havalı alternatifleri ise şu şekildedir: Şekil < Biçim < Form < Yapı Plastiği (yok artık, o kadar kızı ne yapacaksınız) "Bu kütlenin formunu çok beğeniyorum" gibi. Bundan böyle şehir değil "kent" kelimesini kullanıyoruz.
Fabrika değil, "endüstriyel yapı" diyoruz. "Kentimizdeki eski endüstriyel alanlar bugün bir çekim alanı haline geldi." gibi. "Çekim alanı" her zaman çalışır. Her arkadaşınıza en az bir defa satın. "Modern, minimalist" tanımları çok tüketilmiştir. "Temiz, neat" gibi kelimeler kullanın, detaya girmeyin. Yabancı kökenler her zaman çalışır. Cephe yerine "facade", çekirdek yerine "core", asma kat yerine "mezzanine", kiler yerine"pantry" deyin. "Penthouse" gibi seksi bir kavram varken hangi demode "çatı katı" kullanır ki? Bundan böyle "bölge" kelimesi de kullanılmayacak. Artık "zone" kavramına alışsanız iyi edersiniz. Cümlelerinize "kozmopolit, kitlesel, kamusal" gibi sosyal terimler serpiştirin. Bu noktada şehircilerden destek alabilirsiniz. Yeri geldiğinde daha havalı olabiliyorlar.
Mimari bir analiz yaparken hangi ölçekten baktığınızı belirtin. "İnsan ölçeği" deyin "kentsel ölçek" deyin. Levent Loft'un önünden geçerken o anda yanınızda kim varsa loftlarin hikayesini anlatın. Amerikali ressamlardan girin, eski sanayi yapilarindan çıkın. Kentlerdeki önemli caddelere artık cadde demiyor, "aks" kelimesini kullanıyoruz. "Büyükdere aksındaki yoğunluk, yer altı ulaşım sisteminin sınırlarını zorluyor" gibi. İyi-kötü, faydalı-zararlı her türlü AVM'ye karşı çıkın. Sokak yaşantısı deyin. Hepsi yıkılmalı deyin. Havalı renk isimleri kullanın. Vizon, (çok afedersiniz) siklamen vb. Şu mobilyalari ezbere bilin, bilmeyeni kucumseyin. Eames Lounge Chair, Barcelona Chair, Nougchi Table. Buraya tiklayarak başka bir yazımdaki kaynaktan faydalanabilirsiniz. Bunların dışında Tom Dixon, B&B gibi birkaç yabancı markaya çalışın. Bir mekanda bu markaların ürünlerini gördüğünüzde sohbetinize konu edin. Bu maddelerin tamamını hayata gecirdiginizde artık mim.b+ segmentinde havalı olabilirsiniz. Toplam havalilik puaninizi hesaplarken şu katsayıları da aklınızdan çıkarmayın;


Camper ayakkabi, x1,05 
Moleskine defter; x1,15
Kemik gözlük; x1,25
Kadınlarda kısa saç x1,10

Daha da ileri gitmek istiyorsaniz metaforlara, fraktallara girebilirsiniz ancak bir anda bu kadar havalı olmanız çevrenizde şüphe uyandırabilir. Adım adım ilerlemekte fayda var. Bir uyarı da mimar meslektaşlarıma geliyor. Bu taktikleri şantiyelerinizde kullanmayın.
Şu sıkıntıları yaşamamak için bu taktikleri "Camper"larınızın temiz kaldığı "hacim"lerde hayata geçirin.

 Kaynak: http://www.arkitera.com/gorus/index/detay/mimar-gibi-havali-olma-rehberi/291


Beni sevdiğini söyle.
Sonra da bana aşkın anlamını anlat.
Beni sevmiyorsun.
Bana ihtiyacın var ve bu, aşk değil. .  .
Yaşamak ya da hayatta kalmak için bana ihtiyacın var.
Ancak bu doğal bir şey, hayatta kalmaya çalışmak. .  .

 Michelangelo Antonioni / Identificazione di una donna 1982

9 Temmuz 2012 Pazartesi




Angut Kuşu Olamamak

Herkesin haksız bir şekilde kullandığı bir ifadedir 'Angut'. Biri laftan anlamayınca, boş boş bakınca ya da aptallık edince hemen 'Angut musun?' der günümüzün insanı.
Angut'un aslında bir kuş olduğunu bilmeyen bir sürü insan var ülkemizde. Özelliği nedir bilir misiniz?
Angut kuşunun eşi öldüğü zaman yanına o anda başka bir yırtıcı hayvan veya bir insan gelse dahi gözlerini bir dakika bile eşinin ölüsünün üstünden ayırmadan o da ölene kadar onun başucunda bekler. İşte bu canlının yaptığı en büyük 'Angut'luk budur. Ayrıca bu olay bütün Angut kuşları için geçerlidir, arada bir görülen bir şey değildir.
Dişi olsun erkek olsun bütün Angut kuşlarının özelliğidir. Çok ürkek bir hayvan olmasına rağmen eşinin ölüsünün başında bekleyen Angut kuşuna elinizi uzatsanız dahi oradan kaçmaz. Hani derler ya 'Angut gibi bakmasana' diye...
Keşke herkes Angut gibi bakabilse değer verdiklerine. Bundan sonra bazılarına 'Angut' demeden önce bir kere daha düşünün. Bir "Angut" bile olamayan o kadar çok insan var ki artık günümüzde...
 Sevgiler,

kadın denilen..

“Bütün gece ağlamaktan helâk olup ertesi gün hiçbir şey olmamış gibi güne devam eden canlıya kadın denir.”

Elif Şafak

5 Temmuz 2012 Perşembe

İyi ki zaman var ve zaman iyi ki insani değil,bu sebepten adil ve bu sebepten önünde herkes aynı hizada, eşit ve herkes sürekli zararda.

 Zeki Demirkubuz