27 Ağustos 2012 Pazartesi

öyleyim..

Evden çıktıktan sonra bir şey unuttuğunu fark ederek duraklayan, fakat unuttuğunun ne olduğunu bir türlü bulamayarak hafızasını ve ceplerini araştıran, nihayet, ümidini kesince, aklı geride, ileri gitmek istemeyen adımlarla yoluna devam eden bir insan gibi üzüntülüydüm.

Sabahattin Ali

24 Ağustos 2012 Cuma

İçsel sıkıntıları geçirici listem;

1. Önce  Tom Waits 'in dead and lovely parçasını aç...
2. Damla Sakızlı Türk Kahvesi yap yanına da buz gibi su ve çifte kavrulmuş fıstıklı lokum koy..
3. Bi süre dergi, gazete karıştır, sevdiğin şeylerin fotoğraflarını kes defterine yapıştır!..
4.  Ekstra kakaolu puding yap ..
5. Pudingini yerken Semra can'ın son kitabını oku..
6.  Odandaki çalışma ışığının loşluğunda, duvara yerleştirdiğin minik ışıkları da yakarak yatağa yayıl minik köpüşün monk'u yanına almayı ihmal etmeyerek keyfine bak..

İşte bu kadar...


17 Ağustos 2012 Cuma

kime inanalım şimdi?



olmuş bile..



Sen ne kadar çok istersen o kadar gerçekleşmez. Öte yandan, şayet bir önemi yoksa gerçekleşir. Uğraşmazsan çabalamazsan bi bakmışsın olmuş bile...

 Wristcutters: A Love Story 2006


ps. bu filmi izlemenizi şiddetle tavsiye ederim...

15 Ağustos 2012 Çarşamba

Birisinin eksikliğini duyuyorum, ötekinin fazlalığını.. Eksik olan gelip boşluğunu doldurmuyor, fazla olan gidip yerini boşaltmıyor. İkisinin arasında kötü, sevimsiz bir yerdeyim.

 Attilâ İlhan

Fotoğraf: Birisinin eksikliğini duyuyorum, ötekinin fazlalığını.. Eksik olan gelip boşluğunu doldurmuyor, fazla olan gidip yerini boşaltmıyor. İkisinin arasında kötü, sevimsiz bir yerdeyim.

Attilâ İlhan

14 Ağustos 2012 Salı

günlük..

''Kimse dinlemiyorsa beni -ya da istediğim gibi dinlemiyorsa- günlük tutmaktan başka çare kalmıyor. Canım insanlar! Sonunda, bana, bunu da yaptınız!. ''

 Oğuz Atay - Günlük



13 Ağustos 2012 Pazartesi

sanırım olay bu..



İnsan kadife bir hatıradan başka nedir ki? Geçmiş: üstümüzü her gece onunla örttüğümüz... Uykuların derininde kor yankılarına düşer gibi olduğumuz ve sonra unuttuğumuz. Dağın doruğu ile dağın derini arasındaki mesafeden başka nedir ki insan: derininde kor tutmuş haller, doruğunda ıssızlık bilgisi... Güne ait sesler çoğaldığında hatıranın kendisi de kokusu da bilgisi de silikleşecek. Ve insan sabahın nemi kadar sessiz olmayı isteyecek.

Birhan KESKİN

BİR BOŞANMA HİKAYESİ ..

Kocam bir mühendisti. Onunla sâkin tabiatını sevdiğim için evlenmiştim. Bu sâkin... adamın göğsüne başımı koymak içimi nasıl da ısıtırdı… Gel gör ki iki yıl nişanlılık ve beş yıl evlilikten sonra bu sâkinlik beni yormaya başlamıştı. Eşimin -bir zamanlar çok sevdiğim- bu özelliği artık beni huzursuz ediyordu. İş ilişkiye gelince oldukça içli, hattâ aşırı hassas bir kadınım. Romantik anlara, küçük bir çocuğun şekere düşkünlüğü gibi can atıyorum. Oysa kocamın sakinliği, başka bir deyişle vurdum duymazlığı, evliliğimize romantizm katmaması beni aşktan almış, uzaklaştırmıştı. Sonunda kararımı ona da açıkladım: boşanmak istiyordum. Şaşkınlıktan gözleri açılarak 'niye?' diye sordu. 'Gerçekten belli bir sebebi yok' dedim, 'sadece yoruldum.' Bütün gece ağzını bıçak açmadı. Düşünüyordu. Bu hâli ise hayal kırıklığımı daha da artırmaktan başka bir işe yaramıyordu: işte, sıkıntısını dışarı vurmaktan bile aciz bir adamla evliydim. Ondan ne bekleyebilirdim ki! Sonunda sordu: 'seni caydırmak için ne yapabilirim? ' Demek ki söyledikleri doğruydu: insanların mizacı asla değiştirilemiyordu. Son inanç kırıntılarım da kaybolmuştu. 'İşte mesele tam da bu' dedim. 'Sorunun cevabını kendin bulup kalbimi ikna edebilirsen kararımdan vazgeçebilirim. ' 'Diyelim dağın tepesinde bir uçurum kenarında bir çiçek var. O çiçeği benim için koparmak, düşüp vücudunun bütün kemiklerinin kırılmasına, hattâ ölümüne mâl'olacak. Bunu benim için yapar mısın?' Yüzümü dikkatle inceledi ve 'Sana bunun cevabını yarın vereceğim' dedi. Bu cevapla son ümidim de yok olmuştu. Ertesi sabah uyandığımda evde yoktu. Boş bir süt şişesini mutfak masasının üzerine koymuş, alt ına da bir not bırakmıştı. 'Sevgilim' diye başlıyordu, 'O çiçeği senin için koparmazdım' Kalbim yine kırılmıştı. Okumaya devam ettim. 'Çünkü her zaman yaptığın gibi bilgisayarın altını üstüne getirip çökerttikten sonra monitörün önünde ağladığında, onu tekrar düzeltebilmem için ellerime ihtiyacım var.' 'Anahtarları her zaman evde unuttuğunu bildiğimden, senden önce eve varabilmem üzere koşmam gerektiğinden bacaklarıma ihtiyacım var.' 'Arabayı kullanmayı çok sevdiğin halde şehirde hep yolu kaybettiğinden, yolu gösterebilmem için gözlerime ihtiyacım var.' 'ın her ayki ziyaretinde sebep olduğu, karnındaki krampları rahatlatabilmem için avuçlarıma ihtiyacım var.' 'Evde oturmayı sevdiğinden, içe kapanıklığını dağıtmak, can sıkıntını hafifletmek üzere sana şakalar yapabilmem, hikâyeler anlata bilmem için ağzıma ihtiyacım var.' 'Sabahtan akşama kadar bilgisayara bakmaktan gözlerinin bozulması kaçınılmaz olduğundan, yaşlandığımızda tırnaklarını kesebilmem, saçlarında -görülmesini istemediğin- beyaz telleri ayıklayabilmem, merdivenlerden aşağı inerken elini tutabilmem, çiçeklerin renginin - gençliğinde senin yüzünün rengi gibi olduğunu söyleyebilmem için gözlerime ihtiyacım var.' 'Ama seni benden daha fazla seven biri varsa, evet o uçuruma gidip, o çiçeği senin için koparırım bir tanem.' Baktım, mektuptaki yazının mürekkepleri yer yer dağılıyordu. Göz yaşlarım mektuba düşüyordu. 'Mektubu okuduysan ve kalbin ikna olduysa lüften kapıyı aç canım. Çok sevdiğin susamlı ekmek ve taze sütle kapıda bekliyorum.' Koşarak kapıyı açtım. Endişeli bir yüzle ve ellerinde sıkıca tuttuğu susamlı ekmek ve sütle kapının önündeydi. Artık çok iyi biliyordum: beni ondan daha çok kimse sevemezdi. O çiçeği uçurumun kenarında bırakmaya karar verdim. Bu gerçek aşktı. İlk yıllardaki heyecanlar içinde görmeye alıştığımız aşkın, seneler sonra o heyecanlar kaybolup gittiğinde, huzur ve durgunluk içinde de hep var olmaya devam ettiğini göremeyebiliyoruz. Oysa aşk hep vardır. Belki artık heyecansız, belki artık romantik değil... Belki sıkıcı, tekdüze, hatta belki yüzsüz... Ama hep oralarda bir yerdedir. Çiçekler ve romantik dakikalar ilişkinin başlaması için elbette gereklidir. Bir zaman sonra bunlar gitse de gerçek aşkın sütunu ebedi kalır.....

(alıntı)

tam benlik küfürler evet bunları kullanabilirim :)

9 Ağustos 2012 Perşembe

exactly!

ahh ah..

guguk kuşu mu kumru mu?

Guguk kuşu ( Cuculus canorus )

Guguk kuşları dünyanın neredeyse her yerinde görülürler. Avrupa’da görülen guguk kuşları göçmendir. Bu guguk kuşları, Akdeniz’i ve Sahra Çölü’nü hiç mola vermeden geçerek Afrika’ya giderler.

 Guguk kuşları ince ve orta büyüklükte kuşlardır. Uzun kuyrukları, kısa bacakları, uzun ve uçlara doğru darlaşan kanatları vardır. Böcekler, böcek larvaları, meyve ve değişik türlerden hayvanlarla beslenirler.

Genellikle utangaç ve çekingen kuşlardır, onları görmek seslerini duymaktan daha zordur. En çok karakteristik sesleriyle tanınırlar. ‘Gu-guuk’ diye, ıslık ve flüt sesine benzeyen seslerini ayırt etmek zor değildir. Guguk kuşları eşlerini etkilemek ve bölgelerini belli etmek için öterler. Sabahları sık sık duyduğumuz kumruların sesleriyle karıştırılabilir. Guguk kuşları kırsal alanlarda bulunur. Şehrin içerisinde bu sesi duyarsanız bilin ki duyduğunuz ses kumruya aittir.


Guguk Kuşu

kaynak
______________________________________________________________________

Kumru

Kumru, güvercingiller (Columbidae) familyasından park, bahçe ve ufak koruluklarda çiftler halinde yaşayan güvercine benzer bazı kuş türlerinin ortak adı.

 Kumru teriminin teknik bir önemi yoktur. Güvercin adı genellikle daha iri, tombul, kuyrukları küt ya da yuvarlak cinslere, kumru adı ise daha küçük ve zarif, sivri kuyruklu türlere verilir. Genellikle kahverengi tüylüdür. Şeklen güvercine benzemekle beraber, ondan daha küçük ve zarif yapılıdırlar.

Eşlerine bağlı kuşlardır. Eşlerden biri ölecek olursa, kalan eş ömür boyu başkasıyla eşleşmez. Dal parçalarından basit bir yuva yaparlar. Senede iki yumurta yumurtlarlar. Yavrular, yumurtadan çıktıktan 18 gün sonra uçarlar. Ayrıca çıkardıkları seslerden dolayı halk arasında gugukçuk ve bazı yörelerde yusufçuk olarak da isimlendirilirler.

Dosya:Collared.dove.jpg
Kumru

Kaynak2


3 Ağustos 2012 Cuma

kuş..





Senin gökyüzünde benim yerim yoktu
Kuru dallarında kanatlarım kırılıp koptu
Senin toprağında benim evim yoktu
Kader aynı sondu yazdığı son hikaye buydu
Yanlış yerde geziyor bu kuş
Bu yüzden yalnız uçuyor bu kuş
Beklediğim biri var o sen değilsin yazık ki
Anladığım bi yudum sevgin var. . .

Neden hep kötü rüyalarla uyandım
“Ben senin mutluluğunu istiyorum” dedi ve dediğini de yaptı,

aldı gitti. . .


 Away from Her 2006

Şu üç kişiye acımak gerekir:


 1. Cahilin eline düşmüş bilgili kişi.

 2. Güçsüz insana muhtaç kalmış güçlü kişi.

 3. Cimriyle arkadaşlık yapmaya mahkûm olmuş eli açık kişi.


 Platon (Eflatun).

2 Ağustos 2012 Perşembe

Burç sevenlere özel "CATSROLOJİ"

• Önceki hayatında kedi olan burç: ASLAN

 • Bu dünyaya bir daha gelse kedi olacak keyif düşkünü burç: BOĞA

 • "Aslında kedileri çok sevmiyorum... Ya ama ben bunu yerim.. Yok yok sevmiyorum... Ama bu sevilmez mi?!" diyen burç: İKİZLER

 • Kedi görünce "kedi canını senin" diyen burçlar: TERAZİ, KOÇ, YENGEÇ, OĞLAK, YAY

 • Kedilere "yerim seni yerim" diye mesaj atan burçlar: KOVA, AKREP, BAŞAK, BALIK (Balığı kedim  yer, o ayrı)